Genler ve Gelecek

Yapay zekâ bildiğiniz gibi günümüzde en çok heyecan yaratan teknolojilerden biridir ve hayatımızdaki yeri henüz oldukça sınırlı olmasına rağmen derin ve ciddi felsefi tartışmalara konu olmaktadır. Yapay zekânın insanların işlerini ellerinden alacağı ve/veya insanlığın sonuna neden olacağı bu tartışmaların odağında olan konulardır. Bu teknolojinin insanlığın sonunu getirebileceği endişesi sanırım bilim kurgu romanlarının ve filmlerinin etkisi ile körüklenmiştir. Bilim kurgu yazarı Isaac Asimov 1942 yılında yayınlanan Runaround adlı romanında yapay zekâ ile ilgili üç yasa ortaya koymuştu (Üç Robot Yasası): 1) Bir robot bir insana zarar veremez ya da bir insanın zarar görmesine seyirci kalamaz. 2) Bir robot 1. kuralla çelişmediği sürece bir insanın emirlerine uymak zorundadır. 3) Bir robot 1. ve 2. kuralla çelişmediği sürece kendinin zarar görmesine izin veremez”.

Portrait of the american biochemist and writer Isaac Asimov. USA, 1970s (Photo by Mondadori Portfolio via Getty Images)
Arthur C Clarke

Aslında bir romandan çıkmış olan bu kurallar günümüz yapay zekâ geliştiricilerinin neredeyse gayri-resmi anayasası durumundadır. Bir başka bilimkurgu yazarı, Arthur C. Clarke, “2001: Bir Uzay Destanı” adlı romanında, uzay gemisinin kontrolünü elinde tutmaya programlanmış ama bazı arızalar göstermeye başlayan yapay zekâ HAL 9000’in insanlar tarafından fişinin çekileceğini anladığı vakit yapmaya programlandığı işlerden alıkonulacağı “korkusu” yaşamasını ve bunun üzerine uzay gemisindeki astronotları öldürmeye karar vermesini anlatır.

Evrim biyoloğu Richard Dawkins “Gen Bencildir” adlı eserinde canlıların hayatta kalma mücadelesinde savunma için grup şeklinde hareket etmelerinin organizma seviyesinden çok, gen seviyesinde belirlendiğini iddia eder. Dawkins’e göre, organizma aslında genlerin hayatta kalabilmek için oluşturduğu bir müşterek yaşamdır ve genler kendilerini gelecek nesillere aktarma gibi basit bir dürtü ile bu kadar karışık yapılar oluşturabilmektedir. Bu teori, insanın fedakârlık yapmasının bile genleri geleceğe aktarma çabası ile ilişkilendirir. Dawkins, örneğin akraba kayırmacılığının, kendi kanından, soyundan olanı korumaya çalışmanın da bu genetik programlama ile ilgili olduğunu, bazen kendi canını bile feda edecek olmanın sadece “yakın akraba” genlerini gelecek nesillere daha az zarar görerek geçirtme niyetinden kaynaklandığını söyler.

Hayatın bu mücadele etrafında geçtiğini görebiliyoruz. Daha çok iktidar gücü veya parasal zenginlik sahibi olmanın bu genler arası savaşta yardımcı bir rolü olduğu kesin. Çok fazla seçeneği olmayan ilkel insanlar kendi küçük toplumlarında basit mücadeleler ile genlerinin gelecek nesillere geçmesine yardımcı olurken, günümüzde büyüyen ve aşırı kalabalıklaşan kentlerde hayatta kalmak için gittikçe daha zor şartlara mahkûm olan insanların daha büyük rekabetlere girmeleri ve daha büyük fedakârlık yapmaları gerekiyor. İlginç bir şekilde eskiden çok çocuk yapmak gelecek nesillere genlerini aktarmanın yolu iken günümüzde çok daha az sayıda çocuk ile, maddi olanaklarla veya iktidar olmanın gücü ile güvenliği sağlanmış tehlikelerden arındırılmış bir geleceğe yollanan genler tercih ediliyor gibi. Fiziki mücadelenin yerini maddi/siyasi mücadele almış. Zaten siyasette de gördüğümüz akraba/hemşeri kayırmacılığı da bunu anımsatıyor. Yapay zekânın davranış şekli bile bizim genlerimizdeki dürtüler kopyalanarak oluşturuluyor gibi.

Güçlü gen grupları arasındaki mücadele sırasında arada kalan biz zayıf genlerin kurtulma şansı azalıyor. İstediğimiz kadar barışçıl/akılcıl davranalım, herkesi doğru yola çekmeye çalışsak da ne yazık ki baskın gen grupları mücadele için yaratılmıştır. Ahlak/evrensellik/adalet beklemeyiniz. Ekonomik kaynakları da bizimle paylaşmak istemezler. 1000 nesline yetecek kadar zenginlik sahibi olsa da genlerinde mücadele olan birini doyuramazsınız. Yapay zekâ HAL 9000 gibi yanlış yapsa da/bozulsa da görevinden alıkonulmamak için karşısına çıkan herkesi yok etmeye hazır bir gen grubuna karşı akılla mücadele zor. Yaşadığımız ekonomik zorluklar aslında kaynak yetersizliğinden değil, bu karakterdeki gen sahipleri yüzünden. Herkese iyi haftalar.