Statüko

Statüko nedir? diye sorsalar çoğumuz “mevcut düzen” diye özetleriz. Statükocu kimdir? dersek “mevcut düzenin devamından yana olan” diyeceğiz. Ama mevcut düzenin net tanımını veya statükocuların isim isim kimler olduğunu ve güçlerini nereden aldıklarını sayamayız. Tahmini bir görüşümüz vardır. Her ülkede geçerli olan bu statüko muammasının kaynağı belki de devlet kurumunu kendine fayda sağlayacak şekilde evrimleştiren siyasettir.

Modern zamanların belki de hiç tartışılmayan, kesin doğru olduğu kabul görmüş olan “siyaset sorunları çözer” mantalitesinin bizleri nerelere getirdiğini konuşma zamanı geldi gibi. Eğer bütün bu yargının yanlış olduğunu, aslında siyasetin bırakın bozuk, çalışmayan şeyleri düzeltmesini, üstüne belki de bozduğunu söylesem ne düşünürsünüz? Siyasetin günümüzde laik bir din gibi kabul edilip kendine has müritlerinin olması garip geliyor artık. Sorunları çözme adı altında ortaya çıkan bu müritler, toplumu düzeltilemez şekilde kamplara bölüyor, düşmanlıklar yaratıyor, hatta çalışan sistemleri bozup çalışmaz hale getirerek kendine muhtaç bir hale getiriyor. Devletin güç kazanması, geçen hafta yazdığım gibi herkes tarafından istenen bir şey değil, özellikle zayıflığından beslenenlerin güçlü ve adil bir devleti istemeyeceği kesin. Siyasetin gücü hükümetin gücüne bağlı ama.

Her konuda mevcut güçlerini artırmak isteyen siyasiler hükümetlerin devlet üzerindeki gücünü ve kontrolünü artıracaktır ki, bütün güç yukarıda merkezde, yani kendi üstlerinde toplansın. Bu şekilde devlete muhtaç insanlar yerine siyasete muhtaç insanlar olacaktır. Bis spor klübü veya bir şirket kötü yönetim, popülizm nedeni ile iflas ettiğinde ilk çaldığı kapı devlet kapısı oluyor. Neden? Devletin kötü yönetilen yerlere sahip çıkma gibi bir sorumluluğu yoktur ama devletin bu alanlara da elini uzatması ancak siyasetin yöneltmesi sayesinde olur.

Halkın bin bir zorlukla kazandığı parayı “vergi ve harç” adı ile toplayan devletin bu kaynaklarını kendi yönetimindeki kulüp veya şirketin paralarını çarçur savuran, yiyen içen ama hiçbir sorumluluğu üstüne almayıp vatandaşın parasını da iç etmeye çalışanlara çanak tutması işte bu merkezileştirme zihniyetinde olan siyasettir. Batan bir belediyede aynı spor klübü veya şirket gibi düşünülmelidir. Kendi parasını kazanabiliyorsa kaybetmesini de bilecek. Devletin kurtarması gereken sadece zorda olan sıradan vatandaş olmalı. Milyonlarla oynayıp milyonlar kaybeden sıradan biri olamaz. Korumaya muhtaç fakir, dul veya kimsesiz insanla aynı kefeye koymamalı devlet bu insanları, koyarsa kim koydurtmuş aynı kefeye oraya bakmak lazım. Göreceksiniz ki devleti bu alanlara da sokan siyasettir.

Siyaset merkezileştirme ister, bütün gücün kendinde toplanması için çabalar. Bu güç sayesinde kendini güçlendirir. Halbuki, gücün merkezde toplanması yerine kısımlara dağıtılsa, herkes kendi sorumluluğunun bilincinde hareket etse, çok olağanüstü bir durum olmakdıktan sonra devletin kapısını çalmasa ve başına gelenin faturasını kendi kellesi ile ödese belki de daha sorumlu yöneticilere ve yerel siyasilere sahip olacaktık. Bu yüzdendir ki devletin kolları siyaset tarafından geniş alanlara yayıldıkça, topladığı vergi ve gelirler arttıkça etrafına dolan işadamı ve şirketlerin büyüklükleri de artar.

Yani ne kadar büyük olanaklara sahip bir devletseniz etrafınıza üşüşen şirketler ve işadamları da o kadar büyük oluyor. Devlet mekanizmasını kendilerine çevirir hale getirtmeye çalışırlar. Bu yüzden devlet katında yolsuzluklar da çok büyük miktarlar da olur veya istismara açık hale gelir. Gelin en iyisi küçük yerel yönetimlerle devam edelim. Onlar bile kendi yağında suyunda pişebilmeli, ele muhtaç olmamalı. Bunun için statüko nedir? anlamak lazım. İyi haftalar herkese