Nüfusumuz kaç kime ne?: Nüfus problemi

Daha önceki yazılarımda da bahsettiğim Emine abla, oğlunun vatandaşlık işlemleri ile ilgili sorun yaşıyormuş. Burada büyümüş, özel üniversite eğitimi dahil her türlü eğitimini burada tamamlamış oğlu. İş arıyormuş ama işyerleri vatandaşlık soruyorlar diye hep eli boş dönüyormuş. Anne-babası onlarca yıldır burada yaşıyorlar, emek yoğun işlerde kazandıkları ile burada bir araba sahibi olmuşlar, çocuklarını okutmuşlar, kirada kalıyorlar. Anne ve baba KKTC vatandaşı olmuşlar ama nedense oğullarının vatandaşlığı her türlü belgeyi sağlamalarına rağmen olmuyor. Oğul sürekli olarak belirli aralarla Türkiye’ye gidip gelmek zorunda ve bu maddi olarak ailesine çok büyük bir külfet getiriyor. Bu kişi neden vatandaş olamıyor? diye sorduğumda, “Bilmiyoruz, bu kadar senedir buradayız ama çalışma izni sahibi olarak bizden daha az süredir burada yaşayanlar vatandaş yapılırken biz bekliyoruz,” diye üzülerek anlatıyor Emine abla.

Çalışma izni ile ülkeye girenlerin uzaktan nasıl buralarda iş ayarladıkları benim için hep muamma olmuştur. Gittiğim restoran, kafe ya da bar gibi mekanlarda artık Türkiye’yi bırakın, Pakistan, Türkmenistan hatta Malezya ya da Vietnamlı çalışanlarla karşılaşıyorum. Çok merak ediyorum: Bu insanlar buraya nasıl gelmişler, nasıl iş bulmuşlar? Ve – en önemlisi – görünüşe göre ülkede iş arayan çok sayıda insan varken işverenler neden yabancı işçiyi tercih ediyorlar? Yabancı işçi yerli işçiden daha kaliteli diye mi, yoksa yabancı işçinin maliyeti yerlininkinden daha düşük diye mi? Tabii maliyet derken gerçek maliyeti kastediyorum; yani sadece işçiye ödenen maaşı (asgari ücret, hatta belki de daha az – örneğin, 400 dolar maaşa tam hafta ve 24 saat şeklinde çalıştırılan ev-içi bakıcılar var) değil aynı zamanda yabancı işçi durumunda yaygın olan uzun çalışma saatleri ile maaş artışı talebinde bulunmanın pek kolay olmadığı unsurlarını da dikkate alarak hesaplanan maliyeti.

Tabii bu yabancı insanların burada yeri yurdu yok. Doğal olarak kalacak yere de ihtiyaçları var. Buradan, yabancı işçi tercihinin ikincil (belki bilinçaltındaki) bir nedeni daha ortaya çıkıyor. Mevcut konutların hatta işyerlerinin küçük odalarının bu tip insanlara kiralanması sayesinde bir başka gelir kaynağı ortaya çıkıyor. Bu insanların her hâlükârda gıda ve enerji ihtiyaçları da var. Bunları da bir şekilde ithal edip üstüne güzel bir karla bu insanlara satmak suretiyle aldıkları maaşın neredeyse tamamını da geri alarak – toplamda – çifte kazanıyoruz diyebiliriz. Tamamen rastlantı belki de ama özel üniversiteler de benzer şekilde çalışmıyor mu? Ucuza “uluslararası” diploma diyerek özellikle Türkiye’den, Afrika ülkelerinden ve diğer bilumum ülkelerden gelen yabancı öğrencileri tercih ediyorlar. Yabancı öğrencinin parasını önce üniversite doğrudan aldıktan sonra ülkedeki girişimcilerin bu öğrenciye yurt veya konut kiralamak, gıda, taşıma ya da iletişim bağlantılı hizmeti satmak, vb. yollarla yürüttüğü kar toplama hareketi ile yukarıda anlattığım döngü tamamlanıyor.

Hafta sonunda, malum, çok yağmur vardı. Akşam üzeri bizim kapı çalındı. Açtık, karşımızda paltolu bir genç kız elindeki poşeti göstererek sordu: “Üniversite öğrencisiyim, çilek satıyorum, ister misiniz?” Daha sabah marketin kapısında yanıma yaklaşan başka biri “Abi üniversite öğrencisiyim dergi satıyorum, ister misiniz?” diye sormuştu. Görünen o ki artık yeni bir emek gücü kaynağımız daha var: üniversitelerimizdeki yabancı öğrenciler. Bu öğrencilerin, Pakistanlı, Vietnamlı, Ukraynalı işçiler gibi kazandıkları paranın bir kısmını biriktirip geri götürme şansları da yok. Ailelerinin yolladığı geçinmeye yetmiyor diye ek para kazanmak için çalışmak zorunda kalıyorlar ve ellerine geçeni burada bırakıyorlar.

Memleketin nüfusunun ne olduğu bu aralar çok tartışılıyor yine. Ama bir de bu nüfustan faydalananlara bakalım isterseniz. Konut kiralayanların nüfustan dolayı şikâyetçi olduğunu sanmıyorum. Birçok büyük işletmenin, ithalatçının da şikâyeti yoktur bence. Tabii hastane, polis, vb. kamu hizmetleri, altyapı ve çevreyle ilgili belediye hizmetleri, ya da ulaşım ve maliye gibi bakanlıkların görevleri bakımından artan iş yükü ve külfetten dolayı çok şikayetçi olanlar bulunabilir. Ama unutmayalım ki sistemden memnun olan da çok. İyi haftalar

“Daha yüksek bir etik standart adına, nüfusun çoğunluğu göçmenlere karşı olsa bile mültecileri kabul etmeli ve bunlarla ilgilenmeliyiz. …Anahtar, bu duruşun demokratik bir karar değil, bir dayatma olduğunun kabulüdür.” Slavoj Zizek