Japonya: Nereden nereye?

6 Ağustos 1945’te Japonya saati ile sabah saat 08:15’te ABD ordusuna ait “Enola Gay” isimli uçak “Küçük oğlan” isimli nükleer bombayı Hiroşima kentine atar (İlk gün 70 bin insanın hayatına mal olan nükleer bomba yıl sonuna kadar sakatların ve daha sonra radyasyona maruz kalan diğer insanların da ölmesi ile ölü sayısını 166 bin kişiye ulaştırır). 8 Ağustos 1945 gecesi SSCB, Japonya ile aralarında olan Yalta anlaşmasının Japonya tarafından bozulduğu iddiası ile Japonya’ya savaş ilan eder. SSCB aynı günün gece yarısında Japonya’ya bağlı Manchukuo eyaletini işgal eder. 9 Ağustos’ta sabah 11:02’de ABD ordusu “Şişman adam” ismini verdikleri ikinci nükleer bombayı bu sefer Japonya’nın Nagazaki şehrine atar. Japonya her yeri yıkılmış bir halde artık dayanamayacak güçtedir. Dünyanın en güçlü devletleri tarafından ağır saldırı altında çok büyük kayıplar vermiş bir halde savaşa devam etmenin mantıksız olduğu düşüncesi ile 15 Ağustos 1945’te teslim olduğunu açıklar.

One month after the atomic bomb was dropped on Hiroshima, a correspondent stands amid ruins left by the explosion. The structure seen standing became the Hiroshima Peace Memorial, which President Obama will visit Friday

Halbuki Japonya 1937 yılında savaşa girmek için üç savaş yasası çıkartmıştı. “İthalat-ihracat maddeleri acil önlemler yasası” ile savaş sanayi için kritik öneme sahip hammaddelerin öncelikli olarak savaş sanayine verilmesini sağlıyordu. “Acil sermaye yönlendirme yasası” ile şirket kuruluşları, sermaye artırımları, hisse dağıtımı ve borçlanma hakları bu yasa ile düzenlenirken savaş sanayine para aktarımı hızlandırılır. “Milli genel mobilizasyon yasası” ile meclise savaş zamanı her türlü hak sağlanır. Buna göre meclis ülkedeki fiyatları belirleme, üretim miktarlarına ve çeşitlerine karar verme, üretimin nereden nereye gideceğine, ithal edileceklere kadar her konuda tam yetkili hale gelmişti. Böylece bütün ülke ekonomisi savaşa göre hazırlanmıştı. Üretimin tek amacı savaş olmuştu.

Uzunca süre ülkece yapılan bu tercih işe yaramış gibiydi. Japonya bölgesinde yayılıyor ve zaferler kazanıyordu. ABD, Japonya’nın Çin’i işgal etmesi nedeni ile Japonya’ya petrol ambargosu koyar. Bu Japon yayılmacılığını zora sokacaktı. Hızını alamayıp ABD donanmasını ABD topraklarına gidip Pearl harbour’da bombalaması ise ABD’yi de tam olarak karşısına almasına neden olur. Ve bunun sonucu aynen ilk paragrafta yazdığımız gibi olur.

Japonya yenilgi sonrası 1952 yılına kadar ABD Avustralya, İngiltere ve Yeni Zelanda öncülüğündeki birliklerin işgali altında kalır. 1952 yılında bağımsızlığını kazanan Japonya aynı yıl “Kurumsal rasyolizasyon teşvik yasası”’nı devreye sokar. Bu yasa iş makinelerinde amortisman oranını aşırı yükseğe çeker. Böylece şirketlere neredeyse her 2-3 senede bir yeni makine yatırımı yapması için yasayla zorlama yapılır (Örneğin bugün bile Japonya’da üç yaşından büyük arabalara aşırı sigorta yükü olduğundan bizim gibi ülkelere sudan ucuza satılması bu mantalitenin sonucu). Savaş sanayisi dönemlerinin yöneticileri hızla yüksek mevkilere getirilerek üretim konusundaki tecrübeleri korunmaya çalışılır.

Japonya’da bugün bile faaliyet gösteren 11 büyük araba üreticisi markanın içinden sadece Honda savaş sonrası ortaya çıkan bir marka olurken Toyota, Nissan ve Isuzu örneğin savaş döneminin en büyük askeri kamyon üreticileri idi. Geri kalan 7 marka ise askeri uçak, gemi ve tank üreticisi olarak üretim yapıyordu. İlginç bir uygulama ise savaş öncesi ülkenin elit kesimi olan ultra zengin şirket sahibi Zaibatsu denen aileler ABD’nin de yardımıyla “savaş suçlusu” denilerek ortadan kaldırılması ve şirket hisselerini halka satmaya zorlanmasıydı. Böylece gelir dağılımı bir şekilde yeniden düzenlenir. ABD tarzı kar amaçlı şirketler yerine pazar payı amaçlı neredeyse sıfır karla çalışan şirketleşme modeli uygulanır.

Bütün bunlar 2. Dünya harbinde iki nükleer bomba atılmış, neredeyse taş üstünde taş kalmayan bugünün hayran olunan Japonya’sının çöküşten çıkış yollarından olmuştur.

Son olarak Pazar günü vefat eden çok sevdiğim, abimiz Artun Doğu’ya Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı dileklerimi iletmek isterim. Herkese sağlık dolu haftalar dilerim.