Emlak ve Aristokratlar

Seçmenlerimin çoğu gibi ben de bu ülkenin artık dolduğunu düşünmekteyim” diyordu İngiliz Avam Kamarası’ndan vekil Richard Drax. Artık İngiltere’de yeni gelecek olanlar için yer kalmadığını ve bu yüzden göçmen akışının durdurulması gerektiğini de iddia ediyor bay Drax. Richard Drax halbuki İngiltere’nin en zengin milletvekillerinden biri, ateşli bir Brexitçi, geçmişi şeker ve köle ticaretinden elde edilen kazançlara dayanan 7.000 dönümlük Charborough mülkünün de sahibi aynı zamanda. İngiltere’nin en uzun duvarının Charborough mülkünün etrafına çekilmiş olması (toplam 2 milyon tuğla kullanılmış) ve halka yılda sadece iki defa duvarın arkasını görebilme fırsatı verilmesi Drax’ın yabancılara olan tutumunu da gösteriyor gibi.

İngiltere’de farklı siyasi görüşlere sahip siyasiler tarafından uzun zamandır ileri sürülen görüş “Küçük ve kalabalık bir ada olduğumuz, mülkün kıt olduğu ve ömür boyu sürecek bir iş ve borca değer olduğu ve herhangi bir İngiliz’in şehir dışındaki evinin küçük bahçesinin olmasına özlem duyması” gerektiğidir. Geçen haftaki yazımızda da gördüğünüz gibi aynı düşünce yapısı Japonya için de geçerliydi ve tabiki bizim ülkemizde de aynı görüş hakim. Aralarındaki tek fark milliyet. Ülkede herkese yetecek kadar mülk var mı yok mu? tartışması ada ülkelerinin klasik tartışması. İngiliz Guardian gazetesi ve yazar Guy Shrubsole’un birlikte yayınladıkları veriler İngiltere’deki durumu gösteriyor. İngiltere’deki toprakların üçte ikisi İngiltere nüfusunun sadece %0.36’sını oluşturan şanslı bir azınlığa ait. İngiliz topraklarının %30’u aristokrat sınıfının, %18’i şirketlerin, %17’si oligarş ve bankacıların, %8.5’i kamunun iken sadece %5’i ev sahiplerine ait. %17’lik bir kısım ile ilgili ise bilgi alınamamış çünkü sadece satılan/el değiştiren malların kaydı bulunuyor.

Emlak sahipliği ve aristokrasi

Bu bilgileri toplamak gerçekten büyük mücadele istiyordu. Öncelikle herhangi bir emlağın kime ait olduğunu sorgulatmak aynı bizdeki gibi parayla yapılıyor. İngiltere’de bütün emlaklar için “search” yaptırmanızın maliyeti 72 milyon sterlin. Halbuki Fransa’da mahallenizdeki ev ve arsa sahiplerini sorgulatmak bedava. Daha da önemli sorun ise “gizlilik” yani emlak sahiplerinin kimliklerini saklamak istemeleri. Her türlü engeli çıkararak bu tip bilgilerin kamu tarafından öğrenilmesi engelleniyorlar. Halbuki İngiltere topraklarının %5’i ev sahiplerine ait. Korkanlar demek ki başka kişiler.

Mal/mülk sayımını içeren son büyük toprak reformu girişimi, 1909’da Liberal hükümet David Lloyd George ve Winston Churchill tarafından denendi ve tabi ki krize neden oldu. Burunları havada olan bu kesim ayrıcalıklarının da farkında. Bir zamanlar genç girişimcilerin İngiltere’de nasıl başarılı olabileceğini kendisine sorulduğunda Westminster Dükü Gerald Grosvenor (Londra’nın Belgravia’sı ve merkezi Liverpool’un da dahil olduğu 131.000 dönümlük mülk sahibi), açıkça “büyük büyük dedelerinin Kral William’ın çok yakın bir arkadaşı olması” gerektiğini söylemişti.

Geçen haftaki yazımıza dönersek Japonya’da halka “zorla” emlak sahibi olması gerektiği ve bunun için çok çalışması ve ömür boyu borç ödemesinin normal olduğu düşüncesini empoze eden bankalar ve arazi sahipleri 1990’larda aniden emlak fiyatlarının serbest düşüşe geçmesi ile halkla beraber bu olayı sadece izlemekle yetinirler. Para onların, borç ise gereksiz yere bu hayalin içine atlayan sıradan vatandaşların olur. Aynı hikaye şu an Avustralya’da da oluyor gibi. Avustralya’nın “Financial review” gazetesiNisan’dan beri emlakçıların üçte biri tek satış bile yapamamış, Melbourne arazi geliştiricileri, Koalisyon’un seçim zaferini takiben konut hissiyatını iyileştirme, bankaların borç verme kurallarının gevşetilmesi ve gelecek ayki faiz indiriminin dış banliyölerde konut satışlarının artmasına yardımcı olacağına inanıyorlar” diye yazarak artık işin sadece devlet olanakları ile olabileceğini ima ediyor. Bunların hepsine bakınca bizde durum ne acaba? diye sormak istiyor insan.