Vaat edilmiş topraklar: İsrail

Milattan önce 605 yılında Mısır ve Asur orduları ittifakı şimdiki Türkiye-Suriye sınırındaki Karkamış’ta Babil imparatorluğu (bugünkü Irak) ordusuna yenilir. Asur İmparatorluğu’na bağlı Yuda Krallığı bu yenilgiden sonra Babil’e vergi ödemeye başlar. Dört yıl sonra bir başka savaşta Asurlular Babil’i yenince, Yuda krallığı cesaretlenip Babil’e isyan eder ve vergi ödemeyi keser. Bunun üzerine Babil ordusu Yuda Krallığı’na ait olan Kudüs’e saldırır ve şehri 3 ay kuşatma altında tutar. MÖ 597 yılının 16 Mart günü Kudüs düşer ve Babil ordusu ceza olarak şehri toptan yıkar, taş üstünde taş bırakmaz. En kutsal tapınak olan Solomon (Süleyman) tapınağı da yerle bir edilir.

Halk göç ediyor…

Krallığın 75,000’lik nüfusunun yüzde yirmiye yakın önemli tabakası rehin olarak Babil’e götürülür. Kalan halk ise artık yaşanmaz olan Kudüs’ten çevre şehirlere göç eder. Artık Babil yönetimine geçen Yuda Krallığı Yehud ismini alır. Babil İmparatorluğu’nun Pers İmparatorluğu’na (Bugünkü İran) yenilmesi ile Yuda halkının 60 yıl süren tutsaklığı biter. Pers İmparatoru büyük Cyrus, Yuda/Yehudi halkının topraklarına geri dönüp orada kendine bağlı bir valilik idaresinde var olmaya devam etmesine izin verir. Geri dönen Yehudiler yıkılan Solomon (Süleyman) Tapınağı yerine hemen ikinci tapınağı yapar.

Bu topraklara dönmek neden bu kadar önemliydi? Musevilerin dini kitabı Tevrat’a göre, Mısır Nehri (çoğu araştırmacıya göre El-Ariş) ile Fırat Nehri arasında olan bu bölge “süt ve bal ülkesi” idi ve Tanrı buraları Abraham (Hz. İbrahim) ve onun soyundan gelenlere vaat etmişti. Modern çağda İsrailoğulları ve Mekkeliler’in soyundan geldiklerini iddia eden Yahudiler bu bölgenin kendilerinin anayurdu olduğunu iddia ettiler.

Tabii Filistinliler de aynı akrabalık bağlarından dolayı bölgenin aslında kendilerine ait olduğunu savunuyorlardı. On dokuzuncu yüzyıl sonlarında Kudüs’te kabaca aynı sayıda Müslüman, Yahudi ve Hristiyan barış içinde yaşamaktaydı. Birinci Dünya Harbi ise bölgenin yapısının tamamen değiştiği dönem olur. Kasım 1914’te İngilizlerin Basra’yı Osmanlı’dan alması İngiliz İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Harbi’ndeki ilk büyük zaferi olur.

Basra savaşı

İngilizler geliyor…

Bu zaferden sonra İngilizler Osmanlı’ya karşı bütün Ortadoğu’da savaş açar. Bölgenin tamamını almak istemektedirler. Bu arada Arap Yarımadası’nda bölgenin üç güçlü kavim lideriyle iş birliği yapmaktadırlar: Hicaz’dan Şerif Hüseyin bin Ali, Kuzey’den İbn Raşit ve Doğu’dan fanatik vahabi takipçileri olan Emir ibn Saud. Ibn Saud Ocak 1915’te İngilizlerle beraber Osmanlı’ya karşı giriştiği savaşta İbn Raşid’in Osmanlı’ya desteği yüzünden yenilir. Şerif ise Osmanlı’ya karşı Arap ayaklanmasında ikili oynayarak Osmanlı’nın bölgede yenilmesinde en önemli rolü oynayan kavim lideri olur. Şerif, Mısır’daki İngiliz Yüksek komiseri McMahan’ın Gaza’dan İran Körfezi’ne kadar birleşik tek bir Arap ülkesi vaadine inanır ve taraf değiştirip İngilizlerin yanında yer alır. Osmanlı’nın yenilmesi ertesinde Şerif İngilizlerden verdikleri sözü yerine getirmelerini ister. Ama İngilizler bunun mümkün olamayacağını, Sykes-Picot Anlaşması ile Fransızların da bölgede hak sahibi olduğunu ve Arap yarımadasını aralarında bölüşeceklerini söyler.

Bu arada İngiliz hükümeti Balfour Deklarasyonu (2017) ile Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulmasına destek vereceğini ilan eder. Arap yarımadasında yaşamayan Yahudilerin bölgeye yerleştirilmesi daha önce kimsenin aklına gelmeyen bir şeydi. Kimi iddialara göre bu, ABD’nin İngilizlerin yanında Birinci Dünya Harbi’ne girmesini sağlama işini üstlenen ABD’li ve İngiliz Yahudilerin hizmetleri karşılığında talep ettikleri bedeldi. Kimilerine göre ise İngilizler, dengeleri bozacak bir milleti bölgeye getirerek Müslüman olan bölgenin birlik olmasını engellemeyi amaçlamıştı.

Şerif, Arap Yarımadası’nın parçalanmasını ve bir kısmının Yahudilere verilmesini kabul etmedi. Ama İngilizler 1921 yılındaki Kahire Konferansı’na Şerif’i – rüşvet ve çeşitli vaatlerle – ikna etmesi için Arabistanlı Lawrence’i gönderir. Şerif fikrini değiştirmeyi reddedince İngilizler yenik vahabi lideri ibn Saud’a Şerif’e saldırması için maddi ve manevi olarak destek verirler. Sonuçta Şerif, daha önce Osmanlı’yı yendiği yer olan Akaba’dan bir İngiliz kraliyet gemisi ile kaçmak zorunda kalır ve İbn Saud da İngilizlerden aldığı destekle, adını yine bir İngiliz görevlinin seçtiği Suudi Arabistan Krallığı’nı kurar. İşte modern İsrail’in ve – deyim yerindeyse onun neticesi olan – Suudi Arabistan Krallığı’nın temelleri ve ilgili aktörler.