Faiz ve Dinler

Eski Ahit Deuteronomy 23:19-20Kardeşine faiz ile borç vermeyeceksin; paranın faizi, yemeğin faizi, faizle ödünç verilen herhangi bir şeyin faizi: Bir yabancıya faizle ödünç verebilir; ama kardeşine, borç vermeyeceksin, Tanrı RAB, elini koyduğun her yerde, sahip olduğun topraklarda seni korusun”.

İncil Exodus 22:25İhtiyaç duyan halkımdan birine borç para verirseniz, bir iş anlaşması gibi davranmayın; faiz almayın.”.

Kuran 2. Bakara Suresi 275. AyetFaiz yiyenler, şeytanın aklını çeldiği kimsenin davranışından farklı davranış göstermezler. Bu onların “Alım-satım, tıpkı faizli işlem gibidir.” demeleri yüzündendir. Allah, alım-satımı helâl, faizli işlemi haram kılmıştır. Kime Sahibinden (Rabbinden) bir öğüt ulaşır da faiz almayı bırakırsa, önceden aldıkları kendine kalır. Onun işi Allah’a aittir. Kim de devam ederse, onlar cehennem ahalisidir, orada ölümsüz olarak kalacaklardır.

Görüleceği üzere bütün tek tanrılı dinlerde faiz kesinlikle yasaklanmış ve ahlaka aykırı bulunmuştur. Yahudilikte diğer dinlerden biraz farklı olarak eski ahitte yazdığı gibi sadece yabancılardan faiz alabilirsin diyor. Bütün bu dinlerin kök saldığı Orta Doğuda eskiden devlet ve tüccar sınıfı sıradan halkı sürekli bir borç köleliği altında veya ona doğru iten bir sistem kurmuştular. Böylece halkın her şeyi çocukları eşleri dahil el konulabilir harcanabilir haldeydi. Daha sonraları özellikle İslam dönemi tüccar sınıfının da islamın ticarete karşı olumlu duruşu nedeniyle Müslümanlığa dönmesi ile bu eski kötü döngü kırılmaya başlar.

İslamda durum

İslam dünyasında faiz almak yerine krediyle alınan mal veya hizmetin fiyatı normal fiyatının biraz üstünde belirlenerek tüccarın zarar etmesi de engelleniyordu. Hatta kredi o kadar çok yayılır ki nakit yerine herkes birbirine sakk (bugünkü adı ile çek) veya ruq’a denilen yazılı, imzalı senetler vermeye başlar. Tüccarlar bunları birbirlerine transfer ederek bunlarla yapılan ticareti Hint okyanusundan Sahra çölüne kadar yayarlar. Bu kredilerin ödenmemesi durumunda devlet araya girip ödemeyeni hapse atma durumu veya polisle tutuklatma durumu da yoktu. İki kişi arasındaki ticarete devletin taraf olması abesti. Çünkü burada en önemli güvence krediyi alanın isminin/onurunun korunmasıydı. Bir kere adı kötüye çıkan bir daha iş yapamaz hale geliyordu. Hatta parasız ortaklık denen “şarika el-mafalis” ile bazen hiç para ortaya koymayan ama ismi çok güvenilir/iyi bilinen kişiler işyerlerine ortak olabiliyordu.

Hristiyanlıkta…

Aziz Basil

Hristiyanlıkta ise Katolikler faize karşı ilk başlarda İslam kadar sertti. Çeşitli İncil ayetlerinde faiz alanları cehennem ateşi ve ölüm cezalarının beklediği yazıyordu. Kapadokya’lı aziz Basil tanrının bize her şeyi verdiğini, zenginlerin de herşeylerini fakirlere vermesi gerektiğini söylemişti. Ama tabiki bu bir hayaldi. Halbuki Hz. İsa da fakir biriydi ve fakirlere verilen her yardım tanrı katında ödüllendirilecekti. Kilise faiz ve borç ilişkilerine pek taraf olmak istemiyordu. Derebeylerinin borcu olanları yanlarında köle şeklinde çalıştırmasına sessiz kalıyordu. Çünkü Hz. İsa kendini tanrıya adadığına göre bir fakir de kendisini efendisine adayabilirdi.

İngilizler ve Yahudi bankacılar…

11.Yüzyıl sonrası Avrupa’da ekonomi kilisenin kontrolüne doğru kayması ile dine uygun ticaret anlayışı gelişir ve Avrupalı Yahudiler dışında faiz ile borç verme ve alma yasak kabul edilir. Bu istemeden elde edilen ayrıcalık Avrupalı Yahudilerin hem baş tacı hem de belası olacaktır. Özellikle İngiliz kralları topraklarındaki Yahudilerin tüccar veya zanaatkar olmasına karşıydı ama uçuk kaçık faizlerle diğer insanlara borç vermelerine ve borcun yasalarla korunmasına hak tanıyordular. Kısaca borcu tahsil edemeyen Yahudinin yardımına kral işkence ve hapis cezalarıyla koşuyordu. Niçin? Çünkü kral savaş zamanı borç alabileceği tek kavimin onlar olduğunu biliyordu ve kendi özel ihtiyaçları için onları destekliyordu kısaca. Günümüze baktığınızda aynı sistemin hala geçerli olduğunu görebiliyoruz sanırım. Herkese iyi haftalar…