Bankalar ve Venedik Taciri

Hiç bankalarımızdan kredi aldınız mı? Ben şahsım adına en az 4-5 defa 3-4 farklı bankadan kredi almışımdır. Bankalar her seferinde (sadece 1 banka ilk sefer hariç) kredi sözleşmesi denilen bir deste kâğıdı okutmadan bana imzalatmıştır. Hep kendi kendime “Neyin altına imza attım ki şimdi?” diye düşünmüşümdür. Ama el mahkûm diyerek bana sunulan şartları gözü kapalı kabul etmiştim. Sanırım ülkemizde birçok kişi aynı durumda veya bu duruma düşmüştür.

Nereden biliyorum? derseniz elimde bu tip bir konuyla ilgili bir rapor var ve raporda da aynı konuda ülkemizde “ekonomi, finans ve hukuk cahili kabul etmek zorunda olduğumuz kredi kullanıcıları kendilerine ne kredi sözleşmesi imzalanmadan önce ne de kredi sözleşmesi imzalandıktan sonra verilmeyen kredi sözleşmeleri” nedeniyle sözleşme imzalamada özgür irade sahibi olduğunu iddia edemeyeceğini yazıyor. Kısaca neyi imzalayacağını veya imzaladıktan sonra neyin altına imza attığını bilmeyen insanlara sahip bir ülkeyiz. Örneğin ABD ve İngiltere’de borç alacağınızda size belli bir süre inceleyebilmeniz için sözleşme örneği siz imzalamadan önce veriliyor. Sanırım Türkiye’de de durum böyle. En azından krediyi aldığınızda kredi sözleşmesinin bir kopyası elinizde oluyor oralarda. Hani biz çok ileri bir ülkeyiz ya belki bizde bankalar “size zarar vermeyiz, korkmayın” demek istediklerinden vermiyor. Zaten zarar gören kimse var mı etrafınızda? diye bir düşünün, bakın yeter.

Bir borç alacağınızda muhtaç durumda olmanız karşı tarafın istediği şartı koşabilmesi sizce ne kadar ahlaklıdır? Bu konuda ufak bir Shakespeare hikayesi anlatayım. Eserin adı “Venedik taciri”. Hikayes şöyle gelişiyor: “Genç bir Venedikli olan Bassanio’nun zengin Venedikli yeni mirasyedi Portia’yı elde edebilmek için üç bin ducat borca ihtiyacı vardır. Bossanio bir tüccar olan arkadaşı Antonio’ya gider. Antonio’nun borç vermek için parası yetişmez çünkü tüm serveti şu anda denizde olan filosuna yatırım yapmıştı. Antonio arkadaşını ortada bırakmamak için kendisine yönelik Yahudi düşmanı huyları nedeniyle Antonio’dan nefret eden Yahudi tefeci Shylock’a gider. Bu nefretini bildiği halde Yahudi Shylock kısa vadeli kredi vermeyi kabul eder, ancak karanlık bir mizah anlayışla bir şartı da vardır – kredi üç ay içinde geri ödenmelidir, yoksa Shylock Antonio’dan tam bir pound (454 gram) etini kesip alacaktır. Antonio, gemilerinin bu zaman içinde geri döneceğinden emin olduğundan kabul eder.

Bu sırada Antonio’nun iki gemisi beklenmedik bir kaza geçirirler ve Antonio’ya kredi verenler paralarını geri istemeye başlarlar. Bossanio istediği zengin kız Portia ile evlenir ama arkadaşı Antonio’nun vadesi gelen borcu yüzünden zora düşeceğinin haberini duyar. Shylock’a olan borcu ödemek için hemen yola düşer.

Bassanio Venedik’e geldiğinde Shylock’a olan borcun geri ödeme tarihi geçmişti ve Shylock Antonio’nun etini istiyordu. Bassanio geri ödeme miktarından çok daha fazlasını teklif etse bile, yakın zaman önce kızını bir Hristiyan’a kaptırmasından dolayı çaresiz kalan Shylock, Hristiyanlardan intikam almak niyetindeydi. Şehrin Dükü Shylock’u ikna edip et yerine parayı aldırtmak için araya girmeyi reddeder. Bu yüzden mahkeme kurulur.

Bossanio’nun yeni eşi Portia kocasını savunmak için avukat kılığında mahkemeye gelir ve Antonio’u savunur. Portia mahkemede Shylock’un anlaşma gereği eti alabileceğini kabul eder ama hiç kan akıtmaması gerekmekteydi zira Venedik yasalarına göre “Herhangi bir hristiyanın kanı bir Yahudi tarafından akıtılamazdı.” Shylock kan akıtmadan Antonio’nun etini kestiremeyeceğini bildiğinden sonunda davadan çekilir ama Portia vazgeçmez ve Yahudi Shylock’un bir Venedikli’nin canına kast ettiği için mal varlığına el konulması gerektiğini iddia eder ve mahkeme yarısını Venedik devletine yarısını ise Antonio’ya verilmesi için Shylock’un mal varlığına el koyar. Mutlu son mu? tartışılır. 16. Yüzyıldaki adalet ve bir çeşit bankacı olan Shylock’tan ders alınması gerek gibi. Herkese iyi haftalar…