Tarih ve biz insanlar: Tarım

Yuval Harari’nin çok ses getiren “Sapiens” adlı kitabı insanlığın ilk çağlardan günümüze gelişini gayet akıcı bir şekilde anlatan bir eserdir. Bu kitap bir tarih kitabı olmaktan çok, evrimsel biyoloji üzerine yazılmış gibi kabul edersek daha doğru olacaktır. Kitabın içeriği uzun ama içindeki bir bölümde Harari bana göre çok güçlü bir iddiada bulunuyor ve bunu yazmadan geçemedim. Ona göre ilk insanların tarımı keşfi sayesinde insanlık devrim yaşamadı, tam tersine acılar içinde yaşamaya mahkum hale geldi. Harari insanların tarım yapmadan önce yerleşik hayatları olmadığını, doğada buldukları ile neredeyse hiç açlık nedir bilmeden 2.8* milyon yıl yaşadığını ama tarımın keşfinin sadece 10 bin yıllık geçmişi bulunduğunu, bu tarım devrimi yüzünden sadece nüfusun hızla artmasını sağlayarak insanların yabancı olduğu kitlesel hastalıklar ve açlıklarla tanıştığını iddia eder. Daha önemli vurgusu ise tarım alanlarının açılması ile yerleşik hayata geçen insanların yer sahibi, ev sahibi olma gerekliliğinin bugün yaşanan kapitalist sistemin temellerini oluşturduğudur.

Tarım ve sonuçları

Kısaca sermaye sahibi olmanın önemli birşey haline gelmesinin insanların tarımla uğraşmaya başlaması ile ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Yeni Gine’de 1960 yılında iki ilkel kabilenin oklar ve mızraklarla bir tarım arsası için savaş etmesini kitabında eski çağlara örnek resim olarak gösteren Harari’nin bu konuda haklı olduğu gibi bir izlenime sahip oldum.

Tribal kabile savaşı Yeni Gine'de. Konu: Tarım arazisi
Tribal kabile savaşı Yeni Gine’de. Konu: Tarım arazisi (1960)

Gerçekten de tarım arazisinin beslemek zorunda olduğu karınları çok olan insanlar için önemli olması, kabilenin nüfusu arttıkça daha çok tarım alanına ihtiyaç duyması itiraz edilemeyecek bir olgu. Tarla sahipliğinin zamanla belli kişiler, ailelerin elinde toplanması ve bunlara sahip olamayan insanların neredeyse şımarık bir çocuk gibi sürekli ilgi/bakım isteyen tarımsal ürünlerin hizmetinde sabahtan akşama kadar yıllarını köle olarak heba ederek bir ekmek sahibi olması ise bir sonuç olarak karşımızda. Yani mal/mülk sahibinin yanında hayatının en önemli yıllarını köle olarak yaşamak zorunda. Modern zamanlarda ise bu maaş köleliği diye adlandırabileceğimiz şekle bürünmüş. Para veya mal olarak sermaye sahibi insanların emek harcamadan başkalarının emeklerini/yıllarını satın alması  ret edilemeyecek bir sonuç olarak tarım devriminin günümüzde uzantısıdır.

Kurtuluş mümkün mü?

Biz her ne kadar da bu sistemden şikayet etsek de bu sistemi değiştirmek mümkün değil. Çünkü insanlığın tarıma, yerleşik düzene adaptasyonu o kadar güçlü olmuştur ki bütün bunlardan vazgeçip eski atalarımız gibi aniden doğaya dönüp vahşi hayvanları avlayıp yine vahşi ot ve meyveleri toplayıp eski beslenme düzenine geçmemiz mucize. Daha da kötüsü ise şu: İnsanlar tarımdan önceki çağlarda Afrika’dan çıkıp Sibirya’ya, Avustralya’ya, Güney Amerika’nın en uç noktasına kadar av hayvanlarının peşinden gitmesi ve neredeyse her coğrafyada bütün hayvanları katletmesi biz modern insanlara doğaya dönmeye kalksak avlanacak hayvan bırakmaması. Tabi 7 milyar insanın bunu yapacak olması imkansızlığı göstermektedir.

İnsan doğası gereği avcı karakterde. Sonuçta neredeyse 2.8 milyon yılını avcı olarak hayatını sürdürmüş. Hayatta kalmak için hiçbir hayvanın yapamayacağını yaparak öldürme için aletler, stratejiler geliştirmiş, gruplar halinde hareket ederek tuzak kurmayı öğrenmiş, av hayvanının peşinde dünyanın en soğuk ve en sıcak yerlerine gitmiş. Bu karakter özelliği görünen o ki günümüzün modern insanına da işlemiş. Artık av hayvanının önemi kalmadığı için mal/mülkün peşinde dünyanın en uçsuz bucaksız yerlerine gidiyoruz. Görünen o ki kimilerine buraları yetmeyecek ve Ay ve Mars’ı hedefe koyacak. Herkese iyi haftalar…

Daha fazla bilgi için lütfen aşağıdaki linki kullanın

https://phys.org/news/2019-07-oldest-africa-reset-human-migration.html