Facebook Hapishanesi

Meşhur Rus yazar Fyodor Dostoyevski’ye göre “Bir mahkûmun kaçmasını önlemenin en iyi yolu, onun hapiste olduğunu asla bilmediğinden emin olmaktır. Bu sözüyle, mevcut durumunuzun ne kadar kötü olduğunu size fark ettirmemeyi başarırlarsa bu şartlardan kurtulmak için sizin herhangi bir girişimde bulunmayacağınızı anlatmak istemiş Dostoyevski.

Ülkemizde belki en popüler sosyal medya platformu olan Facebook için geçenlerde bir düşünür “echo chamber”, yani “yankı odası” tanımlamasını yapmış. Bunu derken, içine girdiğinizde kendiniz gibi düşünenlerin seslerini (paylaşımlarını, yorumlarını, resimlerini, ‘like’ ve “hate”lerini…) duyduğunuz kapalı bir ortamı kastetmiş.

Kendiniz gibi düşünenlerle böyle bir sanal ortamda buluşmanız şans mı? Yoksa bir çeşit kurgu mu bulunuyor bunun arkasında? Cevap aslında her ikisi de. Öncelikle Facebook gibi bir sistemde sizi kimlerin takip edeceğini, paylaşımlarınızı kimlerin göreceğini falan biraz siz “arkadaş eklemek” ile seçiyorsunuz. Diğer kısmından sorumlu olan Facebook algoritmaları ise, neredeyse kimleri takip etmeniz gerektiğine, kimlerin paylaşımlarını ne sıklıkla görmeniz gerektiğine karar verirken, kimlerle aynı kafada olduğunuzu belirleyip bu yüzden onları “arkadaş” olarak ekleyebilirsiniz, hatta telefonunuzun konum bilgilerini kullanarak bu kişi ile aynı ortamda bulunduğunuzu saptayıp buna göre onunla “arkadaş” olabilirsiniz şeklinde öneriler yapıyor.

Doğruluğunu henüz tam anlamıyla teyit ettiremediysem de Facebook üzerinde gezindiğiniz sayfalara hatta “like” atmadığınız, yorum yapmadığınız resimlere bile ne kadar süre ile baktığınıza göre sizin kişilik ve politik duruşunuz ile ilgili tahminler yapabiliyor Facebook.

Mark Zuckerbeck- Facebook

Bütün bunları yapan, özel bir şirket. Evinize tanımadığınız birisi gelse ve size “Lütfen bütün aile bilgilerinizi, neleri satın almak istediğinizi, özel resimlerinizi ve mesajlarınızı bana her gün düzenli şekilde veriniz. Politik görüşlerinizi ayrıntılı şekilde anlatınız ve kişiliğinizi bilebilmemiz için bu anketleri de her fırsatta doldurunuz. Ayrıca cep telefonunuzdaki bütün bilgileri de istiyoruz” dese, nasıl cevap verirdiniz? Niçin diye sorsaydınız cevap şu şekilde olabilirdi: “Biz sizin bilgilerinizi satıyoruz. Sizin satın almak istediğiniz ürünleri, daha sonra başka internet sitelerinde ‘size özel’ fiyatlarla karşınıza çıkaracağız. Herhangi bir yasal veya siyasi soruşturmada bizden istenen bilgilerinizi hükümetlere ve yöneticilere vereceğiz…” Böyle bir cevap karşısında eminim çoğu kişi bu teklifle gelen kişiye tekmeyi vururdu. Ama ülkemizde neredeyse bu tip bilgilerimizi “Lütfen gel al, hatta bak özel hayatımla ilgili çok gizli bilgilerim de var, bunlar da senin!” diyoruz.

Diyebilirsiniz ki: “Ne kadar kötülük yapabilirler?” Ya da: “Özel şirket casusluğu ne yapsın?” Siz LifeLog diye anılan “hayat bilgi kütüğü” projesini hiç duydunuz mu? LifeLog, ABD Savunma Bakanlığı (DoD) Savunma Gelişmiş Araştırma Projeleri Ajansı (DARPA) Bilgi İşlem Teknikleri Ofisi’nin bir projesiydi. LifeLog projesinde, belli bir hedef kişinin katıldığı her faaliyeti ve her ilişkisini büyük bir elektronik veri tabanında derlenmesi hedeflenmişti. Buna, kredi kartı alımları, ziyaret edilen web siteleri, gönderilen telefon ve e-postaların içeriği, gönderilen faksların taranması ve postaların gönderilmesi, alınan, gönderilen anlık mesajlar, okunan kitaplar ve dergiler, televizyon ve radyo seçimleri, giyilebilir GPS sensörleriyle kaydedilen fiziksel konum, giyilebilir sensörler aracılığıyla alınan biyomedikal veriler dahildi.

Bu verilerin üst düzey amacı “tercihleri, planları, amaçları ve diğer niyet belirteçlerini” tanımlamaktı. Projenin tarihi 2002 yılına ait. Ama Ocak 2004’te aniden iptal olur. 4 Şubat 2004 yılında ise hayranı olduğumuz Facebook aniden piyasaya çıkar. Ne ilginç bir rastlantı!

DARPA ABD askeri savunma ileri düzey teknoloji geliştirmelerinden sorumlu

Ülkemizde “özel hayatın gizliliği, özel mülk, özel yaşam alanı vb.” gibi konularda aşırı hassasiyet var gibi görünüyor. Hatta çoğu ülkedekinden daha fazla tepki gösteriyoruz özel alanımıza müdahaleye. İyi ama öyleyse Facebook niye bu kadar popüler bizde? Dostoyevski başta alıntıladığımız sözlerinde haksız değilmiş anlaşılan. İyi haftalar!