Ekonomik Suikastçı: John Perkins

John Perkins’in “Bir Ekonomik Suikastçının İtirafları” kitabını okuyanınız veya duyanınız vardır belki. Perkins kitabında kendisi ve birkaç arkadaşının nasıl üçüncü dünya liderleri ile ahbap olup, genelde rüşvet veya tehdit yoluyla, ülkelerinin altyapısı için ABD’den borç almalarını sağladığını çeşitli hikayeler ile anlatır. Kitaba göre bu işten en karlı çıkan ABD altyapı firmaları ile – borcun faizi sayesinde – Dünya Bankası oluyormuş. En zararlı çıkan ise sonunda kendilerini borcu ödeyemeyecek halde bulan bu üçüncü dünya ülkelerinin halkları.

John Perkins 1968 yılında Boston Üniversitesi’nden mezun olur. Mezuniyetten sonra 3 sene Amerikan Barış Birliği’nde (Peace Corps) görev alır. Ardından 1971-1980 arasında düşük profilli bir uluslararası mühendislik ve danışmanlık şirketi olan MAIN’de baş ekonomist olarak çalışır. “Bir Ekonomik Suikastçının İtirafları” kitabında, o yıllarda yaptığı işin üçüncü dünya ülkelerinin gelişme rakamlarını şişirerek bu ülkelerin büyük projelere girmesini ve bu işler için daha çok borç alabilir görünmesini sağlamak olduğunu anlatır*.

Perkins’e göre, hangi ülkelerle böyle ilişkilere girileceği ABD hükümeti tarafından özenle yapılan stratejik değerlendirme ve ülke kaynaklarının tespitine dayanıyormuş. Bu ülkeler borç batağına saplandıktan sonra, Amerikan bankalarına rehin durumda oldukları için ABD’nin bir askeri üs kurmak ya da ülke sınırları içinde petrol aramak gibi taleplerine artık itiraz edemediğini de anlatıyor kitapta Perkins. Perkins’in daha da mühim bir başka iddiası var: Eğer bu ekonomik suikastçıların yaptıkları işe yaramaz ve ülke istenilen yola gelmezse bu sefer “CIA çakalları” devreye giriyor ve ülke liderine suikast veya darbe girişiminde bulunuyorlar. Eğer bu da işe yaramazsa o zaman sıra ABD askeri müdahalesine geliyor. Bütün bunlar oldukça tanıdık geliyor, değil mi?

IMF’ye göre gelişmiş ülkelerin borcu azalırken 3.dünya ülkelerininki artıyor

Perkins, ABD hegemonyasında ekonomik sisteme geçişi sağlama şekillerini şöyle tarif ediyor: Kendi otomobilini üretemeyen ülkeye borç para verip otobanlar, yollar yaptırırız. Sonra onlara kendi ürettiğimiz otomobilleri satarız. Tabii bununla kalmayız! Yedek parça, bakım onarım servisleri de açarız.

Daha sonra bankalarını satın alırız. O bankalardan halka ucuz krediler verip daha çok otomobil satılmasını sağlarız. Verdiğimiz kredileri böylece geri alırız, hem de faiziyle. O ülkeye Dünya Bankası ya da kardeş kurumlardan (örneğin, IMF) bir kredi ayarlarız. Ama ayarlanan kredi asla o ülkenin hazinesine gitmez. O ülkede ‘proje’ yapan bizim şirketlerimizin kasasına girer.

Enerji santralleri, sanayi alanları, limanlar, dev havayolları yapılır. Aslında insanların işine yaramayan bu beton yığınları oluşurken bizim şirketlerimiz kazanır. Tabii bu arada o ülkedeki bazı çevreler de nemalandırılır. Ama bu düzenekten halkın geneli zararlı çıkar çünkü ülke ödenmesi imkânsız bir borcun altına sokulmuştur. Plan böyle işler.

Sonunda ekonomik “danışmanlar” (gerçekte suikastçılar) olarak onlara deriz ki: “Bize büyük borcunuz var. Ödeyemiyorsunuz. O zaman petrolü satın, doğalgazı, fabrikaları verin, askeri üslerimize yer gösterin! Askerlerinizi birliklerimize destek olmaları için savaştığımız bölgelere gönderin, BM’de (Birleşmiş Milletler) bizden yana oy verin! Elektrik, su, kanalizasyon sistemlerinizi özelleştirin! Onları Amerikan şirketlerine ya da diğer çok uluslu şirketlere satın!”

O ülkenin ekonomisi rakamlarla büyümüş gözükür fakat rakamlarda dönen paralar her zaman bizim şirketlerimizde dönen paradır. O ülkenin insanları refaha kavuştuklarını sanırlar ama aslında ödenmesi imkânsız borçlara batmışlardır.

Bütün bunlar kısa bir özet. Daha karışık ilişkiler de var. Ayrıca bu işlerin arkasındaki şirketlerin illa Amerikan şirketi olması da gerekmiyor. Uluslararası iş yapan her türlü firma bu sistemde yer almak ister. Sonuçta paranın vatanı millet yoktur. Herkese iyi haftalar

*Bu makaledeki Perkins özeti şu an ismini bulamadığım bir kaynaktan derlenmiştir. Kaynağı bulursam ekleyeceğim.